| Ben Sana Kurban, Sen Bana Kurban |
| Çarşamba, 19 Aralık 2007 | ||||||
|
Kurban sevgiye en layık olanı candan geçerek sevmek, O sevgiliye yaklaşmak demektir. Kısacası canım kurban olsun yoluna adı güzel, sıfatı güzel Mevla’m demek. Hz. Ademin (A.S.) iki oğlu da kurban sunmuşları Rahman’a; yani O’nun yakınlığına nail olmak için hediyeler arz etmişlerdi. (1) Ama Habil canını sunmuş, kalbindeki en derin saygı ve sevgiyi sunmuştu. Kabil’de ise bunlar yoktu. Nefsini aşamamış, kinden bataklıklarda boğulmuştu adeta. Dünya malı şirin gelmişti ona. Dünya dinlerinin hemen hemen hepsinde kurban adı altında ibadet şekilleri vardır. Kimisi yaptığı, yeryüzünü ağlatan zulümlere bu adı vermiş, kimisi sahte tanrılarına mazlum insanları kurban etmiş, kimisi de yalan hülyaların tanrıçaların peşinde hayvanları telef etmiştir. “Kestiğiniz kurbanların etleri ya da kanları Allah’a ulaşıyor değildir. Allah’a ulaşan ancak sizin sorumluluk bilinciniz ve takvanızdır.” (2) Yüce Allah, bu sözüyle bize büyük bir mesaj vermektedir. Gerçek kurbanı kesenler canını Allah yoluna kurban edenlerdir. Takvanın en mühim anlamlarından birisi de “Canım Allah yoluna kurban olsun şuuruyla yaşamak” anlamıdır. Hz. İbrahim (A.S.) ve oğlu arasında geçen hadisede bize bu dersi verir. (3) Anlatılmak istenen mesele, ‘yeri geldiğinde en sevdiğiniz şeyi bile Allah yolunda feda edebilecek bir şuur taşıyın’ mesajıdır. Hz. İbrahim’e denilseydi “Canını feda et Allah yolunda” diye, o zaten ateşe atılırken gösterdiği teslimiyetle bunu göstermişti. Canından fazla sevdiği oğluyla imtihan oldu. Gaye asla ve de asla bir insanın kurban edilmesi değildi. Bu Hz. Adem’den beri haram olmuş, kıyamete kadarda haram olacaktı. Gaye en sevilen şeylerin bile Allah için yeri geldiğinde feda edilebileceği dersini kıyamete kadar gelecek bütün insanlara vermekti. Bu gün Kurban Bayramlarından alınacak en büyük derste bu olsa gerektir. Kurban bir çeşit şükürdür. Allah’ın çocuk sahibi yaparak rızıklandırdığı kimse eğer durumu yerindeyse akika adı verilen bir kurban keser. Mana lisanıyla Yüceler Yücesi Hz. Allah’a şöyle seslenmiş olur: “Şükür sana, nesil nasip ettin bana, değmesin belaların eli candan değerli evladıma, uğramasın şeytanın askerleri çocuğuma, Ya Rab şükür sana”. Dağıtılan kurban etiyle gelen, garip ve fakir duaları adeta o bebeğin etrafında manevi bir zırh olur. Hayırla başlayan bir hayatın, hayırla bitmesi kuvvetle muhtemeldir. Kurban ibadeti kalpteki saf niyetlerin ve iman nurunun davranış diliyle ifadesi olduğundan, kurban edilecek hayvanın da bahsedilen güzelliklere eş değer bir güzellikte olması gerekir. Bu güzelliğe erme, semiz bir görünüme kavuşma büyük baş hayvanlarda 2 yaşını doldurduğunda gerçekleşir. Küçükbaş hayvanlarda ise 1 yaşını doldurduğunda bu ortaya çıkar. Aranan yaş sınırının sebebi budur. Ekonomik değeri düşüren ciddi küsurlar hayvanda ortaya çıktığında, yine o hayvanın kurban olma niteliği ortadan kalkar. Seven sevdiğine küsurlu hediye almaz. Bayramın heyecanıyla çarpan yürekler, aileye kavuşmanın sevinciyle dolup taşar. Yere akan kan insanın içindeki şiddet duygusunu sinsice yok eder. Gökte yankılanan Bayram Namazı ve sonrasındaki “tekbirler” nefse vurulan kılıç darbeleridir. Sonuç olarak, kurban ibadeti arınmanın, teslimiyetin, candan öte değerlerin şekilsel bir ifadesidir. Ötelerin müjdesi, cennetin özlemi, nefsini Hak uğrunda kurban eden kişiyedir. Ahmet Sacit EKERİM --- (1) Maide, 5/27. (2) Hac 22/37. (3) Saffat, 37/102-107. Okuyan: 2069
Yorumlar
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




Günler geçti, geldi yine kurban. Bayram deyince sanki aklımıza önce gelir kurban. Şöyle dermiş Anadolu insanı: "Edebin tahta oturduğu günlerde ben sana kurban, sen bana kurban". O soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan güzel insan tipi; sevdiğini bu sözcüklerle ifade eder, tebessüm denen en büyük hediyeyi karşısındakine sunar, sevgiyle beslermiş yüreğini ve yürekleri…








