| EMEP: "İşsizlik Arttı, Yoksullaşma Da" |
| Perşembe, 27 Aralık 2007 | ||||||
|
İşsizlik Arttı, Yoksullaşma Da Başbakan ve ekonomiyle ilgili bakanlar başta olmak üzere, AKP Hükümeti’nin sözcüleri, “ekonominin iyiye gittiği, refah düzeyinin yükseldiği, Türkiye’nin güvenilirliğinin arttığı” iddialarını 2006 yılında da, her fırsatta yinelediler. En önemli dayanaklarını ise 2001 “krizi” sonrasında görülen ekonomik büyüme oranları oluşturuyordu. Ortalama olarak yüzde 5 civarındaki büyüme, işletmelerin verimlilik artışı, kapasite kullanımında görülen yükselme, dış sermaye girişindeki artış, ‘yüksek faize hücum’ ve borç verme eğiliminin güç kazanmasıyla birlikte, dolar milyarderlerinin sayısının 28’e yükselmesi vb, bu iddiaları destekleyen gelişmeler olarak kullanıldılar. AKP sözcüleri, “ekonomik büyüme”, “ekonominin iyiye gitmesi” ve “dış sermaye girişindeki artış”ı, partileri ve hükümetleri yararına istismarı sürdürüyorlar. Bu gelişmeleri, partileri ve hükümetlerinin ekonomi politikasının sonuçları olarak gösteriyor ve ekonomideki ‘iyileşme’yi, herkesin ekonomik yönden daha iyi duruma gelmesi, “ulusal gelirden ayırdığı payın büyümesi” şeklinde göstererek, işçi sınıfı ve emekçi halk kitlelerinin içine düşürüldükleri yoksunluk, yoksulluk ve açlık durumunu gizliyorlar. Ekonomide, 2001 “krizi” sonrasında belirli büyüme olduğu doğrudur. Hükümetin uygulamasını sürdürmekle kalmayıp, iç ve uluslararası sermaye yararına özel yasalarla çerçevesini genişlettiği düzenlemeler; devlet kuruluşlarının “haraç-mezat” satılması, vergi muafiyeti, özel teşvikler, çalışma yaşamının esnekleştirilip kuralsızlaştırılması ve işçi haklarının daha fazla sınırlanması bunda rol oynamıştır. Böylece, büyük sermaye ve uluslararası tekellerin karları büyümüş, kapitalistler daha az işçiyle daha fazla üretim olanaklarını artırmışlar, düşük ücret ve sosyal hak kısıntıları sonucu sermaye karları büyümüştür. Ancak, hükümet, bağımlılığın daha da ağırlaşmasına yol açan düzenlemelerle uluslararası sermaye girişine yolu düzlerken, sermaye girişiyle birlikte borç ve faizler artmış, yük ise artacak biçimde işçi ve emekçilere yıkılmıştır. Hükümetin uyguladığı ve sermaye iktisatçılarının dahi “dünyada eşi benzeri olmayan oranda yüksek” diye eleştirdikleri (yüzde 17.21) faiz uygulaması sonucu dış sermaye girişi artmış; uluslararası tekeller dışarıya kaynak artışını artırmışlar, iç ve dış borç, 218 milyar dolardan 436 milyar dolara yükselirken, buna karşılık 2002-2007 arasında 184 milyar dolar faiz ödenmiştir. (2008 bütçesinin yüzde 27’si daha şimdiden faizlere ayrılmış durumda.) Aynı politikanın sonucu olarak tarım ve hayvancılık alanında büyük tahribatlar yaşanmış, küçük üretici iflasa sürüklenmiştir. İşçilik ücretleri reel olarak gerilemiş, temel tüketim maddelerindeki fiyat artışları devam etmiş, satınalma güçleri düşen işçiler ve kamu emekçileri, kredi kartı üzerinden kitleler halinde daha fazla borç batağına sürüklenirlerken, 2002’de dört milyar dolar olan kredi kartı borcu 2007’de toplam olarak 74 milyar dolara çıkmıştır. Büyümenin “herkesin refah düzeyini yükselttiği” iddiasının emekçiler açısından gerçeği yansıtmadığı, yine sermaye kurumları ve devlet istatistik dairesinin açıklamalarıyla kanıtlanmış durumdadır. Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu’nın (TÜİK) Hane Halkı İşgücü Araştırması’nın 2007 Eylül sonu verileri, işsizliğin bir yıl öncesine göre yüzde 9.1’den yüzde 9.3’e yükseldiğini gösteriyor. Buna, işsiz oldukları halde iş bulmaktan umutlarını keserek iş aramayanlar ile tarımsal alandaki “gizli işsizler” dahil değil. Genç işsizlerin oranı yüzde 20’leri bulmaktadır ve üniversite mezunları arasında bu oran yüzde 30’ları aşmış bulunuyor. Yoksulluk bugün daha geniş kesimleri etkiliyor. Gelirlerde artış bir yana, açlık sınırının 620, yoksulluk sınırının 1920 YTL civarında tespit edildiği ülkede, asgari ücretin 419 YTL civarında olduğu, 4.5-5 milyon kişinin bu ücretle çalıştığı ve günde ancak 1 dolar karşılığı harcama yapabileceklerin 14 milyon civarında olduğu bir ülkede, “herkesin refah düzeyinin arttığı”, ekonominin “herkes için iyiye gittiği” söylemi bir yalan olmaktan öteye geçmez. Buradan çıkan o ki, işçi ve emekçi halk kitleleri, sömürü sisteminin tüm yükünden kurtulmak için mücadele zorunluluğu bir yana, “iyiye giden ekonomi”den daha iyi yararlanmak, çalışma ve yaşam düzeylerini iyileştirmek ve temel gereksinmelerini karşılayacak bir gelire sahip olmak için dahi mücadele etmek zorundadırlar. 27.12.2007 Emek Partisi (EMEP) Bolu İl Örgütü adına, İl Yöneticisi Özgür Gültekin Okuyan: 253
Yorumlar
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


