Kim mi bunlar? Örneğin anne babalar, öğretmenler, din adamları ve politikacılar. Programcılarımızdan en iyi niyetli, aynı zamanda yaşamımızda en onarılmaz yaralar açanlar anne babalar. Çocuklarına kendilerince en iyiyi , en doğruyu vermeye çalışırken farkında olmadan bütün beklentilerini ve korkularını da yansıtıyorlar. Böylece çocuk kendisini tam bir çıkmazda buluyor. Bir tarafta kendi bireysel istekleri doğrultusunda hayatını yaşamak istemesi, diğer tarafta anne babanın istekleri doğrultusunda yaşamaya koşullandırılması. Ve çocuk kendisini ödünçbir yaşam içinde bulmakta geçikmiyor, ne kadar sevecen olursa olsun ,anne baba nın bilinç altı doyurulmamış istekerine gerçekleştirmek için, çırpınıyor,çırpınıyor. Ciddi boyuttaki bir çok psikolojik rahatsızlığın kökeni,bu iyi niyetle anne baba proglanmasına dayanıyor. Çocuk anne babaya bağımlı ve şevkate ihtiyacı olan bir varlıktır. Değerli olduğunu hissetmeye ve onaylamaya gereksinir. İşte bu doğal insani gereksinimleri aile yapısı içinde kolaylıkla yönlendirerek karşılanabilir. Tanrı’yı da tıpkı bir anne baba gibi gerektiğinde yargılayan ,gerektiğinde seven, onu kurallaranıa uyulursa ödüllendiren, uymadığında cezalandıran bir karakter yapısıyla tasvir eden öğretiler ve bu öğretileri veren din adamları, insanın çocuksu bağımlılık yönüne hitap eder. Yetişkin insanın (sözcüğün gerçek anlamıyla- yaşça değil ruhça -) tepeden inme kurallarla hayatını yönlendirme ihtiyacı yoktur. Zaten öz saygısıyla okadar kurallar öyle emrettiği için değil,yanlışı doğruyuseçebilecek olgunlukta olduğu için kimsenin hakkına herhangi bir şekilde tecavüz etmeyi düşünmez bile. Yetişkininsan , özgür ve özgürlüğün getirdiği sorumluluğun bilincindedir. Bedenen yetişkin ama çocuk insan ise bağımlı ve sorumsuzdur. Başına gelen hiç bir şey onun suçu değildir. Yani sorumlu değildir. Suç, anne baba nın ,toplum un suçu yada Tanrı’nıntakdiridir. İlahi bir yöneticinin sözünden dışarı çıkmakta haddine değildir.Kendi nefsini kendisinin denetleyebileceği olgunluğa sahip olmadığı için anne, baba ve Tanrı tarafından denetlenmeye ihtiyacı vardır. Din adamlarının öbür dünyadaki cenneti programladıkları gibi , politikacıda bu dünyadaki geleceği programlar. İkisidegelecekte şimdiden daha iyi şeyler vaat eder. Henüz “var olmayan” geleceğe ulaşmak için ikisi de “her yolun mübah” olduğuna inanır , inandırır. barışı elde etmek için savaşmalıdır. Geleceğe bir an evvel ulaşmak için, şimdi bir an önce geçmiş olmalıdır. Bu iki programcıda , ne kadar iyi niyetli olursa olsunlar, insanın gereksinimi vardır. İnsan yaşamanın ortalama yüzde doksanı kendisine “değer” ve “önem” kazandıracak, psikolojik “okşama” arayışıyla geçiyor. Çünkü bu okşanmalar, onayın sembolüdür. Kimliği sürekli “var” tutabilmek için bir çok strateji kullanılır. Kimi kimliğini çok , daha çok maddeye sahip olarak bulacağını sanır. Çünkü “kim olduğu” , “neye” sahip olduğuna bağlıdır. Bir başka kimlik bulma yöntemi de , Ego ’yu şişirecek kadar bir grubun üyesi olup paylaşılan bir inanç sistemine ait olarak kendiniönemlihissetmektedir. Bu “ait olma kimliği” nin sürekli desteklenmeye ihtiyacı vardır. İşte polikikacı bu desteği Ego’nun şiddetli tepkisini gerçek yada hayali tehlikeye karşıuyararaksağlar.İnançlara, sahip olunan şeylere yada kişinin kimlik duygusuna karşı olan her tehlike, düşüncesiz, sorumsuz ve genellikle şiddete dayanan reaksiyonlara neden olur. Duyguların yönlendirilmesi, mantığın yönlendirilmesinden çok daha kolaydır. Bir zamanlar “din elden gidiyor”, “mülkiyet elden gidiyor”, “karının namusu elden gidiyor” gibi gerekçelerle “komünizmi anlatan” politikacılar, insanın mantığına değil duygusal yanına hitap ederek halktan istedikleri reaksiyonları kolaylıkla aldılar. Bu arada “akla” hitap eden kitapları yasaklamayı da ihmal etmediler tabii. Olgun insan, “olmakla” benliğini çocoksu insan, “sahip olmakla” kimliğini bulur. “Otorite” yi temsil eden herşeyanne,baba, Tanrı devlet- başarısını insanın bir türlü kurtulamadığı çocoksu bağımlılık ihtiyacına borçlu. Ama salt ego tatminine ve maddeci anlayışa dayanan felsefe son dönemini yaşıyor. İnsanlara vaat edilen cenneti veremediği ortada. Çünkü içinde yaşadığımız dönemde insanlar her zamankinden daha mutsuz, daha doyumsuz. İnsanları nesneleştirerek, kendine yabancılaştırarak, bireyselliği yok ederek toplumu tek bir varlık olarak gören politik anlayışlar dason dönemlerini yaşıyor. İnsanlık, her şeyi bilen otoritelerin mutlak doğrularını artık sorgulamaya başladı. Çocukluk döneminden yetişkinliğe geçmek kolay değil. Çünkü özgürlük ve sorumluluğu bir arada sırtlamak kolay değil. AMA ÇOCUK BÜYÜYOR. Okuyan: 1335
Yorumlar
Yorumlar
Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.