| Çalıştığın Kadar Varsın |
| Cumartesi, 08 Mart 2008 | ||||||
|
Yüce Kelam bize sesleniyor: “Sizi yeryüzünde yaratıp, orayı imar etmenizi dileyen Allah’tır.” (Hud, 11/ 61) Bu ayette imar manasıyla Türkçe olarak ifade edilen “isti’mar” kelimesine tefsirciler tarafından önemli bir mana daha verilmiştir. Bu “Allah sizi yeryüzünü imarla vazifeli kıldı” şeklindedir. İslâm uleması, yukarıda zikrettiğimiz ayete dayanarak, evlerin yapılması, su kanallarının açılması, çeşitli belediye hizmetleri, ağaçlandırma çalışmaları gibi imar işlerinin farz-ı kifaye olduğunu söylemişlerdir. (İbn Kesir, Tefsir, 2/450; İbn’l-Cevzi, Zadü’l-Mesir, Beyrut 1984, 4/133; Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit)
Hz. Peygambere (s.a.v.) göre, el emeği en hayırlı kazancı ifade eder: “Âdemoğlundan hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın nebisi Hz. Davud da elinin emeğini yerdi.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, İcare, 15) Hz. Davud, İsrail oğullarının siyaseten yöneticisi konumunda bulunuyordu. Tabiri caizse, bir kraldı. Talut'un ölümünden sonra tahta oturmuştu. Ama, aynı zamanda bir demirciydi. Ateşin deriyi kavladığı bir ortamda ağır bir işte çalışıyor, zırhlar yapıyor, alnının teriyle kazandığından besleniyordu. (Sad, 38/26, Enbiya, 21/78, 80) Çünkü, meslek sahibi olmak, alın teriyle ve akıl teriyle rızkı kazanmak Allah katında kutsaldı. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yolda giderken bir gün Sa’d b. Muaz’la karşılaşır. O’nunla tokalaştığında ellerinin nasırlı olduğunu görür; sebebini sorduğunda, Sa’d (r.a) ailesini geçindirmek için amelelik yaptığını söyler. Efendimiz, “İşte Allah’ın sevdiği eller” diyerek onun ellerini öper. (Serahsî, 30, s.245) Eli öpülecek en büyük insan son Peygamber, çalışan helalden rızkını kazanan kişinin ellerini öpüyor. Sadece bu örnek bile tembel ruhların, tembelliği marifet sananların İslam’dan ne derece uzak olduklarını göstermeye yeterde artar bile. Hz. Ömer Efendimiz, Yemen'den gelen bazı insanların Medine’nin sokaklarında bomboş oturup hiç çalışmadan geçinmeye uğraştıklarını ve insanlara yük olduklarını duyar. Bu insanlar, yanlış bir anlayışla kendilerini mütevekkil (Allah'a tevekkül edenler) olarak isimlendirmektedirler. Hâlbuki, tevekkül elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak ve neticeyi yürekten kabul etmektir. Hz. Ömer, onların karşılarına dikilir ve şöyle seslenir: “Siz mütevekkil değil, müteekkilsiniz (hazır yiyicilersiniz). Allaha tevekkül eden, tohumu toprağa atandır.” Bu olaydan sonra o kişileri şehirden kovar. (İbn Ebi’d-Dünya, Kitabu’t-Tevekkül, s.1) Hz. Ömer’in bu sözleri İslam'ı tembel nesiller yetiştirmekle itham edenlere muhteşem bir cevaptır. Her hadisenin oluşumu tohumlar atmaya bağlıdır. Ekinin tohumu buğday, cennet bahçelerinin tohumu namaz, oruç, zekat, doğruluk, güzel ahlak gibi kalbi ve fiili amellerdir. Gelişmiş, üstün ve güçlü bir toplumun tohumu ise, doğru ve disiplinli çalışmadır. Bahsettiğimiz tohumlar zaman tarlasına atıldığında ve hasat zamanı geldiğinde dünya ve ahiret mutluluğu bizim olacaktır. Dinimiz helalden kazandıran her mesleği kutsal görür. Peygamber Efendimiz, çocukluk yıllarında çobanlık yapmış; gençlik yıllarında ticaretle uğraşmıştır. Hemen hemen bütün peygamberlerin bazı meslekleri icra ettiklerini görmekteyiz. Hz. Âdem, hem çiftçilik, hem de dokumacılık yapmıştır. Hz. İdris, terzidir ve kalemle ilk yazı yazan kişidir. Hz. İsmail, ilk Arapça yazı yazandır. (Süheylî, Ravzu’l-Ünf, 1387, 1, s.78) Hz. Nuh, gemici ve marangozdur. Hz. Zekeriya da marangozdu. (Buharî, Büyû, 15; Müslim, Fedail, 45) Hz. Musa ve Hz. Şuayb, hayvan yetiştiriciliği ve çobanlık meslekleriyle uğraştılar. (Kasas, 28/ 24, 25, 26)) Peygamberler, birer hidayet güneşi olarak yaşamlarıyla, çalışkanlıklarıyla bütün insanlığa örnek oluyorlar. Işığın peşinden giden, karanlıktan kurtulur. Ruh darlıklarımızın toplumsal bunalımlarımızın altında içimizde taşıdığımız karanlıklar, vahiyden uzak yaşantılar yok mudur? Öyleyse, bir kere daha hatırlayalım, Kuran-ı Kerim hikâye anlatmaz. Onda anlatılan her hayat hikâyesinden maksat ibret almak, ders almaktır. Peygamber hayatlarından ders alanlar, gizli hikmetleri bulanlar Kur'an-ı Kerim'i hakikaten anlamaya çalışanlardır. Her peygamberin bir mesleği icra etmesinde bizim çalışma hayatımıza bakan yönüyle büyük hikmetler olduğu gerçekten aşikârdır. Sahabe efendilerimizin hayatlarında da, tembellik kanserinden kurtulmak isteyenler için ibretler vardır. Hz. Ebû Bekir, zahirecilik; Hz. Ömer, dericilik; Hz. Osman, kervanlarla ticaret yaparak hayatlarını kazandılar. Hz. Ali efendimiz, bahçelerde işçi olarak çalıştı. "Ben, peygamber damadıyım" deyip, durmadı. Hz. Ali, aynı zamanda bir ordu komutanı ve devlet başkanıydı. Bir nefer gibi İslam'a ve insanlığa hizmet etmek için didindi durdu. (Yavuz, Yunus Vehbi, Çalışma Hayatı ve İslam, 50, 51) Şu nurlu söz ne güzeldir, Efendimiz buyuruyorlar: “Siz, eğer gerçekten Allah’a tevekkül etmiş olsaydınız, kuşlar gibi rızkınıza, maddi manevi kazancınıza kolayca erişirdiniz. Kuşlar, sabahleyin kursakları boş olarak yuvalarından çıkarlar; karınları doymuş, kursakları dolu olarak yuvalarına dönerler.” (Tirmizi, Zühd, 33; İbn Mâce, Zühd, 14) Kuşlar, tembellik etseler, yuvalarından hiç çıkmasalar, toprağı tırnaklarıyla eşmeseler, uçup mesafeler kat etmeseler, elbette kursaklarını dolduramazlar. Bu hadisi şerifte, insana kuşlar üzerinden bir mesaj veriliyor. Yani, "Ey İnsan yerinde durma, boş oturma, dünyan ve ahiretin için çalış. Çalış ki, dünyanın sultanlığı olan insanlığınla beraber kuştan daha aşağı bir dereceye düşmeyesin. Yoksa nefis, şeytan ve düşman çizmesi altında esaret zilleti canavarlarının ağzına lokma olursun!" Kur'an-ı Kerim, eskimez bir prensibi ortaya koymuştur: “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır. Ve insan çalıştığının karşılığını muhakkak görecektir.” (Necm, 53/ 39) Gerek dünyada, gerekse ahirette insana ancak çalıştığının karşılığı vardır. Gönül, ne kadar çalıştıysa; kişi, hakka o kadar yakındır. Akıl, ne kadar çalıştıysa; kişi gerçeğe, geleceğe ve gelişime o kadar yakındır. Beden, ne kadar çalıştıysa; kişi, o kadar güçlüdür. “Bir işi bitirdiğinde ve o işte yorulduğunda diğerine başla” (İnşirah Sûresi, 94 / 7) ayeti Müslüman için bir hayat düsturudur. Bu ayet, bize çalışarak dinlenme ve dinlenerek çalışma felsefesini ilham eder. Kısacası, müslümanın hayatında Avami bir söylemle “PTT” anlayışına yer yoktur. Yani hayatı “Pijama, Tellik, Televizyon”dan ibaret gören ya da hayatı kahvehanelere hapseden tembelliğin hakim olduğu bir anlayışı, İslam reddeder ve en çirkin bir zaman israfı ve cinayeti olarak görür. Ne mutlu arı gibi çalışanlara; ruhu arı ve duru olanlara! Sacit Ekerim Okuyan: 4550
1. 27.03.2008 13:36 insan için ançak çalıştığının karşılığı ben daha fazla bilgi istiyorum Misafir Yorumlar
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Hayat her an bir hareket, her an bir yenilenmedir. Baharda cıvıldaşan kuşlar, vızıldayan arılar, hiç durmadan yuvalarına erzak taşıyan karıncalar bunun bir göstergesidir. Cansızlar hareketsiz, hayattan kopanlar durgun ve faaliyetsizdir. Hava, rüzgârıyla, bulutuyla daima çalışıyor; toprak, dört mevsim sürekli bir hareket içinde. Su, akıp çağlıyor; elinin değdiği her yere hayattan bir parça götürüyor. Kısacası, her varlık bir hareket, bir yenilenme içinde. Tembellik denilen hastalığa zaman zaman yakalanan ve bir nevi canlı ölüm yaşayan ise, sadece insandır.

