| Oruç, Çağın Problemlerine Çözümler Sunuyor |
| Cumartesi, 20 Eylül 2008 | ||||||
|
Efendimiz (S.a.v.), bu gerçeği şöyle anlatıyorlar: “Allah'ın çizdiği sınırları aşmayanlarla, bu sınırları aşıp ihlal edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken insan topluluğuna benzerler. Onlardan bir kısmı kura sonucuna göre geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşirler. Alt kattakiler, su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçerken şöyle düşünürler: 'Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katta oturanlara eziyet vermemiş oluruz.' Şayet üst katta oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alt kattakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar, helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olur” (Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30) İnsanlık ailesi, uzayda yüzen dünya gemisinin içindedir. Aynı gemiyi paylaşıyoruz, aynı rüzgârlar, yelkenimize vuruyor ve ilerliyoruz, aynı problemlere sahibiz. Açlık, küresel ısınma, kuraklık, kimi yerlerde seller, bulaşıcı hastalıklar, stres çağının ruhsal hastalıkları hepsi insanlık ailesinin israf kökenli problemleri. İsraf derken 19. yüzyıldan başlayarak hala devam eden tüketim ekonomilerinin esiri olduğumuzu ifade etmek gerekir. Yetinmeyen, az şükreden bir ahlaka büründük. Doğaya saygısız sanayi teknolojileri ile hava kirliliğini, deniz kirliliğini, küresel ısınmayı biz, icat ettik. Hâlbuki Yüce Allah uyarmıştı. “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yanlışlar sebebiyle karada ve denizde fesat yayıldı. Yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırıyoruz ki, vazgeçsinler.” (Rum 30/41) Oruç, bütün bu sayılan problemlere çözüm olarak iktisat ekonomisini ve her şeyi nimet bilip saygı duymayı sunar. Natüreldir oruç. Güneşin doğuşu ve batışı onun vaktini belirler. O, bize sıradan gelen güneşin doğuş ve batışındaki güzel manzaranın ve ahengin; işin aslında bir mucize olduğunu fısıldar. Oruç esnasında nimete onu bağışlayan; izin vermeden el süremeyişimiz, geçici mahrumiyetlerimiz bize her şeyin gerçekliği itibariyle bir nimet olduğunu, nimete saygının Rezzâk’a saygı olduğunu hatırlatır. Kâinata bu nazarla bakan kişi diğer insanları kardeş, var olan her şeyi sonsuzdan bir hediye görür. Artık bu insan için tüketmek değil, üretmek bir sevda olmuştur. Oruçla terbiye olmuş insanın düşüncesi, bir lokma bir hırka yaşamaktan öte en azından bir lokma bir hırka üretmektir. Bu duygu ve fikirle insanlığa hizmet etmek, onda bir ideal haline gelir. Doğayı, zamanı, ahlaki değerleri, aile bağlarını tüketen ve yıpratan insan, oruç denen iksirle üreten, kadir kıymet bilen, ailesini ilahi bir lütuf ve hediye gören bir yapıya dönüşür. Oruçta geçici mahrumiyetler vardır, Rezzâk’ı tanıtıp ebedi mahrumiyetlerin önüne geçmek için. Onda kadir kıymet bilme vardır. Kadir gecesinde inmiştir; her şeyin kadir ve kıymetini anlatan Yüce Kur’an. Bütün bunlar, Ramazan-ı şerifte gerçekleşmiştir oruç ayında. Dünyadaki bütün problemlerin kökeninde bencillik, nefisperestlik, egoizm olduğu söylenebilir. Bunlar olmasaydı dünyayı kirleten nedenler, satılır mıydı gencecik bedenler para için pul için. Tertemiz denizlere dökülürmüydü, zehirli variller. Kirlenen havada, yıpratılan ahlaki değerlerde hep dünya malına sevda, şahsi menfaatleri en önde tutma yok mudur? Oruç, bize bencillikten kurtulmayı öğretir. Verilen iftarlar, paylaşmanın bir ifadesidir. O, bize nefse gem vurmanın egoizme galip gelmenin yollarında bir rehberdir. Evet, ancak “Ben tok olayım da başkası açlıktan ölürse bana ne” düşüncesini yenenler, orucun sırrına ermişlerdir. Mevzu bahis düşünce ki, bütün huzursuzlukların anası olarak ifade edilebilir. İslam'ın hakikatlerini ruhuna içiren ve sindirenler, bu noktaya gelebilirler. Evet, İslam'ın nurunu doya doya içip kananlara Peygamber Efendimiz'in müjdesi vardır: “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girebilir. Onlar girdiklerinde kapı kapanır, başkası giremez." (Buhari, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166) Reyyân; doymak, suya kanmak manalarına gelir. Modern bir ifadeyle İslam’ı içselleştirmek, içimize sindirmek bizi Reyyan’a götürür. Bu mana itibariyle Reyyan, komşusu aç iken tok olmamayı, nefsi, bencilliği aşmayı, egoizmi yürekten kovmayı, insanlığı kardeş bilmeyi; Ramazanlarda teravihle, zekâtla, iftar vermekle coşmayı, Allah yolunda koşmayı ifade eder. Kısacası Reyyân kapısı, oruç vasıtasıyla hem dünyada hem ahirette açılır. Gayesi, İslam'ın özünü doya doya içip, sindirmekle iki cihanı cennet haline getirmektir. İşte bu ufukta insanlık problemlerinin çözümünü ve vaat edilen cenneti ruhunun derinliklerinde bulur. Eylül 2008, BingölSacit Ekerim (Hadis Uzmanı, Müftü) Okuyan: 858
1. 03.11.2008 02:04 Yorumlar
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| Sonraki > |
|---|




Eskilerin hep dilindedir “Nerde o eski Ramazanlar.” Ramazanlar mı eskidi, biz mi? Bizde mi değişen bir şeyler oldu, yoksa zamanda mı? Durup derince düşünmemiz gerekiyor kanaatimce. Dünyada açlık ve sefalet var. Biz, suyu doya doya içsek de, çeşitli nimetlerle beslensek de bu bir gerçek. Peki, bir düşünelim! Dünya gemisinin üstünde olan bizler, alttaki tayfaları düşünmüyor, onları kendi problemlerine terk ediyorsak, acaba o gemi, huzur limanına ulaşabilir mi? İşte oruç, bu noktada insanlığa çözümler sunmaktadır.








