| UYUMAK YA DA UYUMAMAK |
| Çarşamba, 14 Şubat 2007 | ||||||
|
Çoğu zaman sabahları uyanmak ve işe gitmek işkence gibidir. Hiç kalkmak istemezsiniz.”Ooof Allah’ım bugün hasta mı olsam ne” diye geçirirsiniz içinizden. Ama yapacak bir şey yoktur görev bekler. Hem daha geçen hafta hasta olmuştunuz bu hafta da hastayım deseniz kimse bunu yutmaz. Neyse uyanalım kalkalım diyip yine bir 15 dakika ile işe yetişirsiniz. Kimi zaman da hafta sonu gelir koskoca bir 48 saat vardır önünüzde( cumartesi çalışmayanlar için elbette ki).Ama gel gör ki yine uyanamazsınız. Uyanırsınız yine yatarsınız, televizyon izlersiniz, film izlersiniz uyursunuz, yemek yersiniz atıştırırsınız uyursunuz ama o yataktan hiç çıkılmaz. Çıkası gelmez insanın canım. Sanki üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi! Bir de bunun tam tersi enerjik insanlar vardır. Pazartesi sendromlarından uzak, sabah normal kalkma süresinden birkaç saat önce uyanıp sporunu yapıp duşunu alan ve bir yandan neşeli mi neşeli bas sesleri küçük beyinciğinizi yerinden hoplatan şarkılar dinleyerek kahvaltısını yapıp işe mesai saatinden minimum 15–20 dakika önce gidenlerden bahsediyorum. Bir insan nasıl böyle enerjik olabilir ki. İnsanın sorası geliyor “ ya arkadaşım, ne kullanıyorsan bana da aynısından versene “ diye. Ama yok ne antidepresan ne mutluluk hapı ne yeşil çay ne sağlıklı beslenme. Bu geyiklerin hiçbiri değil. Sadece mutlu. Adam sadece mutlu başka bir açıklaması yok. Mutlu ve yaşamayı seviyor. Yaşama bağlanmış, yaşam da ona. Kafaya bir şey takmayınca “amaaaan bu hayatta en kötü ne olabilir ailem iyi olsun, sağlığımız yerinde olsun yeter” düşüncesi ile ilerlediğinizde, işe yarım saat önce gitmeseniz, sabah kahvaltınızı evde yapmasanız bile en azından vaktiyle uyanıp o miskinlik yuvası yataktan kalkabilir ve “hmm güzel bir gün” diye gerinerek küçük bir gülümseme atabilirsiniz yeni doğan güneşe. Benim pazartesi sendromlarım hiç olmamasına karşın zaman içerisinde değişkenlik gösteren hafta içi sendromlarım olmuyor değil. O yataktan hiç mi çıkası gelmez insanın. Bir şey yapacağımdan da değil, uyusam da gün bitse diye bir düşünce tüm iç organlarımı sinir uçlarımı ele geçiriyor.Surat bir karış kalkıp 7 dakika içinde giyinip 7 dakika içinde işe gidiyorum. Ne kadar yanlış bir düşünce aslında. Yaşanan her gün bize bir armağan. Doğan her güneş Tanrının bizi hala sevdiğine bir işaret bir bakıma. Buna yüz çevirmek ne kadar yanlış. Meşhur babamın meşhur bir lafı vardır. Emekli olmadan önce geceleri çok geç yatardı ben de merak ederdim. Yani hem sabah işe gidiyor hem de bu kadar geç yatıyor. Nasıl oluyor da bu kadar enerji ve yaşam dolu olabiliyordu ki? Cevabı çok basitti. “Bak kızım, bir gün nasıl olsa öleceğiz ve istemediğimiz kadar uyuyacağız, bize bahşedilen bu güzel hayatı neden uyuyarak geçirelim ki” Uyku sadece fizyolojik bir ihtiyaç. Tıpkı yeme, içme barınma gibi. Ama bunu yaşam biçimi haline getirmek ise tamamen hastalıklı bir tercih. Mutlu olmak için uyumaya gerek yok, mutlu olmak için yaşamaya ihtiyaç var.5 duyumuza hitap edecek tercihler yapmaya, sevmeye, sevilmeye, çalışmaya, yemeye, içmeye, uyumaya, gülmeye zaman zaman da bir iki damla yaş akıtmaya ihtiyaç var. Çünkü hayat budur! Karışık mikado çöplerinin içinden bizi mutlu edecekleri ayıklayıp sadece onlarla oynamayı tercih edebilmektir. Bir gün nasıl olsa öleceğiz ve istemediğimiz kadar uyuyacağız. O yüzden şimdi silkelenip kendinize gelin, camı açıp nefes alabildiğiniz, doğan güneşin turuncu tonlarındaki bin bir rengi görebildiğiniz, kuşların cıvıltılarını işitebildiğiniz, sizi seven sağlıklı bir aileye sahip olduğunuz her şeyden önce kendinizi bu kadar çok sevip kendinizle bu kadar barışık olduğunuz için mutlu olun. Mikado çöpleri önünüzde. Mutluluk saçanları seçmek zor olmasa gerek. Sevgiyle Kalın; Burcu BAŞMAN ( İSTANBUL)Okuyan: 1500
Yorumlar
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












